Medyacılar ve Özel Kuvvetler (Bordo Bereliler) İlişkisi

   Bugünün dosya konusu, benimde içinde bulunduğum medya, ve ülkemizde görev yapan özel kuvvetlerin birbirleriyle olan benzerlikleri, ilişkileri. (Kişisel düşünceler çerçevesinde hazırlanmıştır, hiç bir şekilde doğrudan bir bilgi yoktur.)

  Şehrimin sokaklarında kulağımda, müzik eşliğinde, hayatımın muhasebesini yapıyorken aklıma birden medya sektörünün geleceği bizler geldi. Ne demek idi medya? Zorluklara göğüs germekti! Hizmet ettiğin ülkenin çıkarlarını kendi çıkarlarından üstün tutmaktı! Evet tam olarak ülkene hizmet etmektir medya. Zaten, azcık kafadan kontak olmayanın işi de değildir, hani. Bu tanımlamalar bizi tam olarak da başlıkta bahsettiğim mevzuya çekiyor.

   Sabahın erken saatlerinde uyandım. Kimi iş yerine gitmek için servis bekliyor, kimi arabasının içinde, kimi halk otobüsünde, gündelik kargaşa başlıyor. Kiminin kuaför dükkanı var, kimi tekstil fabrikasında emekçi, kimileri de çalıştıkları ofise gidiyor.

   Bu bağlamda medya sektörünü ve biz medyacıları, bordo berelilere benzetiyorum. O muazzam, çelik gibi sinirlere sahip olan, insanüstü yetenekler sergileyen kişilere...


   *Bir kere kesinlikle 8-5 işçileri değiliz. Tabiri caizse ne gündüzümüz bellidir, ne gecemiz.

   *Olay mahaline ilk biz girer, en son biz çıkarız. (Tabiki mevzu bahis emniyet mensuplarını ilgilendiren durumlar olduğunda önceliklerimiz değişmelidir, şahsi görüşüm.)

   Şimdi kafalarda bişeylerin oluşmaya başladığını var sayıyorum.

   *Bu işi severek yaparız, çünkü biliriz ki doğup, büyüdüğümüz, ekmeğini yediğimiz bu ülke bizden karşılıksız sevgi bekler. Karşılık beklemeden severiz. Bizim için esas olan önce vatanın, milletin, sonra devletin, egemen ideolojilerinin çıkarlarını korumaktır. Kimi zaman dünyadaki diğer ülkelerin tezlerini çürütecek haberler ile vatanımızı koruruz, haber verir, bilgilendirir, milletimizi koruruz, toplumsal olayların şiddetini en aza indirerek devletimizi koruruz.

   *Çelik gibi sinirlere sahip olmamız gerekir. Ee kolay mı sadece bir haber için sayısız insanla röportaj yapmak. Röportajı yaparsın, montaja oturursun ki birde ne göresin? Adam akıllı röportaj veren çıkmamış. Sil baştan!

   *Magazin muhabiri bile olsak gündemi sürekli takip ederek, kendimizi çağın teknolojileri doğrultusunda daima geliştirmemiz gerekir. (Eğitim! eğitim! eğitim! İşleyen demir pas tutmaz aslanım!)

   *Sürekli bir koşuşturma içinde oluruz. Öğle yemeği yediğimiz yer kişisel bir otomobilin içi olabilir. Yahut, bugün x lokantasında yemek yediysek, yarın soluğu müdavimi olduğumuz ayaküstü sandviç arabasında bulabiliriz. Müdavimi oluruz çünkü, o kadar fazla kişiyle ahbaplığımız söz konusu ki, bir zaman sonra gerçekten tanıdığımız birilerinin hayatımızda büyük yeri olur.
 
   Burada çok özür dileyerek araya girmek istedim. Biz medyacılar ''haber atlatma'' adına meslektaşlarına çelme takacak kapasitede insanlar iken, bu davranış ilişkilendirdiğimiz bordo berelilerde yoktur. Arkalarında adam bırakmamak esastır.
   Eh bizde de azcık kaypaklık yok değil şimdi...
   Zaten böyle değil midir?

   *En güzel haberi yap, röportaj yaparken en güzel mikrofonu sen tut, ödüllere layık ol, haber metninin sonunda sadece ismin yazacak. Yüzün bile bilinmeyecek. Bu yüzden medyacının içinde azcık kaypaklık olacak tabii canım. Olmalı...


   Dilim döndüğünce, bu meslek gruplarını ilişkilendirerek yazmaya çalıştım. Umarım bilgi birikiminizi genişletecek fikirler verebilmişimdir.

   Sürç-i lisan ettiysem affola.


   Evet geleceğin medyacısı, geleceği şekillendirmeye hazır mısın.?


                                                                                                                                     Berke Kocademir
                                                                   

Bu blogdaki popüler yayınlar

Haber, Habercilik, Haberciliğin Temel kavramları